”Ben çocuklara inanıyorum.Bu yüzden umutluyum.Ben çocuklara inanıyorum.Bu yüzden de mutluyum!”

10 Mart 2015 Salı

TDK'dan bir evham daha!





Faiz Cebiroğlu



TDK (Türk Dil Kurumu)'dan bir evham daha! Türk Dil Kurumu'na göre, ”müsait” 

sözcüğünün anlamı: 

”1. Uygun, elverişli. 

2. Flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın).” oluyormuş!


İnsan, gerçekten, utanıyor. Dil ve diller adına utanıyor. İnsan, soramadan 

edemiyor: 


Abartmacı ve uydurmacı Türk Dil Kurumu, bu tanımı, neye, nereye 

”dayandırarak” yapabiliyor? 


Türk Dil Kurumu, bu ”evhamı” niye, niçin, nasıl yapabiliyor?


Bu notum; abartmacı, uydurmacı ve evhamcı Türk Dil Kurumu'na, bir kelime 

dersi olsun içindir. Türk Dil Kurumu, ”müsait” kelimesinin karşılığı nedir, bunu 

da öğrensin:



Müsait” kelimesi, Arapçadır : مساعد ( musá'd) oluyor. Yardım eden. Yardımcı. 

Destek veren. Bu mastar'dan şimdiki zaman ile geçmiş zamanı anlatan iki 

kelime çıkıyor: ساعد (sá'ada): Yardım etti ve  يساعد (yusá'adu): Yardım ediyor. 

Musait, sözcüğünün anlamı budur. Müsait: Yardımcı demektir.



Peki, Türk Dil Kurumu, hiç sıkılmadan, Müsait sözcüğünü nasıl ve neye 

dayandırarak: 



”Flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın).” olarak 

tanımlayabiliyor? 


İlginç olan da, kadının parantez  içerisine alınmasıdır. 


Eyyy Türk Dil Kurumu, bu evhamları nereden buluyorsunuz?


Bu mudur dil kurumu olmak?



İşiniz, gücünüz, insanları yanıltmak için midir, eyyy Türk Dil Kurumu?


Görünen o ki, Türk Dil Kurumu, bir ”musaide” ihtiyacı var! Bunu da, buradan dil 

uzmanlarına duyurmuş olduk...


İnsan, gerçekten utanıyor. İnsan, ”cehaletle” ”cüreti” birbirine karıştıracak 

duruma düşen , Türk Dil Kurumu adına utanıyor.


Yazık. Çok yazık. Türkiye'nin her alanında, bir ”cehalet devrini” yaşadığını 

görmek, hem yazık, hem de,  insan gelişim tarihi açısından acıdır.

6 Şubat 2015 Cuma

Öfke üzerine belirlemeler (2)




Öfkeli ve umutlu insan, sorgulayıcıdır: Dilimiz, öfkeli ama umutlu dilidir. Umut, insandadır. Umut, yaşayan insandadır.
Yaşam mı, durmaz. Umut, tükenmez. Umutsuz öfke olmaz. Umutsuz insan olmaz. ” F.C

Faiz Cebiroğlu

Devam ediyorum.

Öfke varsa, umut ta vardır. Öfke ve umut: duyguları kelimelendirmek oluyor.

İnsan, duygudur. Dört duygudur: Öfke, sevinç, korku ve yas. Bunlara, psikolojide, temel duygular diyoruz. Her insanda vardır ve koşullara göre bu duygular kendilerini değişik şekillerde kendini gösterirler: dışa vururlar.

Tepki gösteriyoruz: Öfkedir. Yaşadığımız olumsuz ortamın koşullarına, ya da bizleri yöneten sisteme karşı bir tepkidir. Bu bağlamda öfke, haksızlığa, eşitsizliğe...karşı bir başkaldırıdır. Bu anlamda öfke, bizlere, hayatı çekilmez hale getirenlere karşı bir isyandır.

Öfke, umut için başkaldırıdır. Başkaldırı, umut içindir! Umut, bizdedir. Umut, duygularını korkusuzca dışa vuran insandadır. İnsan var oldukça, umut ta vardır.

Umutlu insan, sorgulayan insandır: Nasıl bir toplum? Bu toplumun insana bakışı nedir? İşte umutsuzluğa karşı umut, burada saklanmaktadır. Burada umut: duruşumuz, topluma ve insana karşı olan bakışımızı ifade ediyor. Burada umut: Eşitlik, ortaklık ve özgürlük değerlerini tasvir ediyor.

Öfkeli ve umutlu insan, sorgulayıcıdır: Umudu geliştiren dil nedir? Umutsuzluğu durduran dil nedir? Cevap mı, vardır:

Umudu geliştiren dil:

Bir: Duygularım anlamlı ve değerlidir.

İki: Sosyal bir insan olarak, insanlarla olan ilişkilerim çoktur ve çok önemlidir.

Üç: Tarihimiz, yaşam tarihimiz bir insan olarak ve nitelik olarak çok önemlidir.

Dört: Gelecekten umutluyum.

Beş: Umut, bizdedir. Umut, bitmez.

Umudu yok eden dil:

Bir: Duygularımın anlamı ve önemi yoktur.

İki: Zaten duygularım yok edilmişti. Duygularım yoktur.

Üç: Yapacak bir şey kalmadı.

Dört: Gelecekten umudumu kesmişim...

Yazımı bitiriyorum.

Öfkeli ve umutlu insan, sorgulayıcıdır: Dilimiz, öfkeli ama umutlu dilidir. Umut, insandadır. Umut, yaşayan insandadır.

Yaşam mı, durmaz. Umut, tükenmez. Umutsuz öfke olmaz. Umutsuz insan olmaz.

Öfkeliyiz, zira umutluyuz.


Öfkemiz, umutlu olmak içindir...

14 Aralık 2014 Pazar

Osmanlıca tartışmaları üzerine notlar…




Faiz Cebiroğlu

Türkiye, yeni bir tartışmayla çalkalanıyor; dil tartışması: Osmanlıca. Osmanlıca nedir?  Osmanlıca ve bu tartışmanın gündeme gelmesinin arkasındaki plan ve gerçekler nedir? Fikirlerimi notlar halinde yazmak istiyorum.

Bir: Osmanlıca diye kendine özgü bir dil yoktur. Osmanlıca yani Lisani Osmani, yani Osmani dili şu anki Türkçedir. Lisani Osmani; gecekondu Osmanlı devleti kurulur gibi kuruldu. Yaratıldı(!). Bu dile, bu Lisani Osmani diline, ”dilkondu” adını veriyorum. Dilkondu mu, şudur: Önce, dil için kullanılacak alfabeler getirilir: Arapça. Sonra, ”mustear” kelimeler bulunur: Farsça, Kürdçe ve Arapça. İşte Osmanlıca ya da ”dilkondu” budur.

İki: Gecekondu Osmanlı devleti ve devamı Türkiye’de, kendine özgü bir yapı, bir parça yoktur. Tüm yapı ve kurumlar,  daha önce başka sistemlerde kullanılmıştır. Bu bağlamda, Osmanlı devleti ve devamı Türkiye, gecekondu kurulur gibi kuruldu. Dil de, gecekondudan oluşan bir dil oldu: Dilkondu! Osmanlıca budur.

Üç: Dilkondu, Farsça, Kürdçe ve Arapça kelimelerden dil(!) yaratmak oluyor. Arapça alfabesi ya da latin alfabesini kullanmak, dilin gelişimi açısından bir şey değiştirmez, deḡiştirmiyor. Örnek olsun, şu an kullandığımız Türkçenin yüzde doksanı ”ecnebi” kelimelerden oluşuyor.

Dört: Osmanlıca ya da Türkçe ya da benim tabirimle, ”dilkondu” dilidir, yani zevali bir dil oluyor. Zevali mi, zavallı olmaktır. Zevali olmak, olduğu yerde kalmak ve duraksamak demektir. Osmanlıca, aynı anlama gelmek üzere Türkçe ve aynı anlama gelmek üzere ”dilkondu”, zevali bir dildir.

Osmanlıca budur. Budur ama bu tartışmanın altında gizlenen başka gerçekler vardır. Nedir bu gerçekler?

A) İlkel, selefi Arabi islami burjuvazisinin desteklediği bir AK Parti vardır. Amaçları, Mısır'da tarumar olan, Muhammed Mursi iktidarını Türkiye’de kurmaktır. Bu yolla, şeriatın yolunu açmaktır.

B) Dilkondu yani Osmanlıca; Arapça, Kürdçe ve Farsça harflerini kullanarak ve alet ederek, Türkiye’deki eğitimi, Talibancı eğitime çevirmektir.

C) Osmanlıca adı altında, Türkiye’nin evrim tarihini tekrar islami feodalizme çekmektir...

Türkiye’de gündeme gelen ve tartışılan Osmanlıca ve altındaki gerçekler budur.

Gerçeğin gerçeği; Recep Tayyip ve kabilesinin Türkiye’de istedikleri dillere sahip çıkmak değil, Osmanlıca, yani Türkçe dışında tüm dilleri katletmektir!

Kürdistan’da, Kürdçe eğitim vermek için, kendi imkanları dahilinde açılan okullara, baltayla, saldırmaları bunun somut bir örneğidir...

Notlarımın sonucu mu, şudur: Osmanlıca tartışmasının altında yatan gerçek, Türkiye’yi İŞİD’leştirmek ve Türkiye’de, şeriatçı selefi bir İŞİD nizamı kurmaktır!

3 Eylül 2014 Çarşamba

Bir dilsel not...




Bir dilsel not...

Faiz Cebiroğlu
faizce@hotmail.com

Dilsel nottur. Bu not, bazı, dilsiz Türkçe öğretmenleri için, bir dilsel nottur. Bu notu yazmaya ”mecbûr” kaldım. Mecbûriyet şudur: Artık, Türkiye'de, her alanda, ”cahil cüretkârlara”, eskiden olduğu gibi, ”sevecen” bakmanın imkanı kalmamıştır. Yoktur! Bu dilsel notum, bazı, ”dilsiz” Türkçe öğretmenleri içindir. 

Daha önceleri yazmıştım.Tekrarlıyorum. Türkçenin yüzde 90'nı ”ecnebi” kelimelerden oluşuyor. Türkçede, C, F, H, İ, J, L, M, N, P, R, Ş, V, Z harfleriyle başlayan Türkçe kelime yoktur. Bu bağlamda, Türkçede, çoğu kelime, ”aslını” ifade etmiyor. Bu anlamda, Türkçede bir çok kelime, yanlış kullanılıyor. Bu şu demektir: Dil, uydurmalardan oluşmaz, oluşmuyor. Kelimeler, uydurmalardan oluşmaz, oluşmuyor. Bunları,  binkez yazdım. Tekrar yazıyorum. Binbir kez oluyor. Olsun. Her yazmada  ve tekrarda yenilik vardır. Buna inanıyorum. Oluyor. Olacaktır. Bu, birinci noktadır.

İki: Türkiye'de, kelime yanlışı kullananlar, sıradan insanlar değil, bazı Türkçe öğretmenleri ve Türk Dil Kurumu oluyor. Acıdır. Dil adına acıdır. Acı, zevali oluyor. Zevali Türkçe öğretmenleri, zevali Türk Dil Kurumu oluyor. Örnek mi, vardır:

Geçenlerde, ismini tam hatırlayamadığım birisi, Yunus mu, Yusuf mu, bana; ”Dil ve kelimeler uydurmalardan oluşur.” Diye yazdı. Önce, önemse(ye)medim. Daha sonraları anladım ki, ”önemli(!) Türkçe öğretmeni imiş.

Acı, budur. Dilde, zevali olmak budur.

Üç: Dil, diyoruz. Dil ne demektir? Dil, Farsçadır, yürek ve cesaret oluyor.  Dil, birden fazla yürek, yani dil bilmek demek oluyor. Ne yazık ki, Türkçe olunca, yürek ve cesaret, çoğu zaman, ”dil” olmuyor. 

Dil, yürek ve cesaret, birden fazla dilli olmayı gerektiriyor. Haklı olarak, birden fazla dil olmayınca ya da ”bilmeyince”, Türkçe adına ”zevali” olmak oluyor. Dilsiz dilli olmak, bu oluyor. Budur.

Dört: Adını tam hatırlayamadığım, Yunus mu, Yusuf mu, yani dil bilmeyen ve sonradan Türkleşmiş bir Arap, Türkçe(!) öğretmeni, Türkiye'de, nasıl Türkçe öğretmeni olabiliyor?

Zevali olmak budur. Zevali, Türkçe öğretmeni olmak budur. Böylesi zevali öğretmenleri tekrar uyarmak gerekiyor ve uyarıyoruz: Türkçeyi bilmeniz için, en azından, Farsça, Arapça ve Kürdçeyi bilmeniz gerekiyor. Bu dillerden yoksunsanız, lütfen, Türkçe adına yazmayınız. Zira gülünç oluyor.

Beş: Tekrarlıyorum, Türkçede;  C, F, H, İ, J, L, M, N, P, R, Ş, V, Z harfleriyle başlayan Türkçe kelime yoktur. Örnek olsun; R harfi ve rüzgâr; rüzgâr, Farsçadır. ”Ruvz-kâr” yani ”gündüz” oluyor. Türk Dil Kurumu, rüzgâr, ruvz-kâr'ı, Türkçeye, esinti ve yel olarak çevirmiş!

Peki bundan daha saçma bir şey mi olur?

Yelin, Farsça karşılığı var ve bad, bad-i oluyor. Arapça karşılığı var: Al-riyah oluyor.

Eyyy Türk Dil Kurumu!... Rüzgâr, Ruvz-kâr yani gündüz, Türkçede, nasıl, yel ve esin, esinti, oluyor?..

Bazı dilsizlere, dilsel notum, şimdilik,  budur...

Bu notumu yazdığımda, adını tam olarak hatırlayamadığım birisi, Yunus mu, Yusuf mu, bana şunları yazıyor:

”Dil ve kelimeler uydurmalardan ibaret oluyor. Bundan haberin yok mu?...”

Utandım. Dil, adına utandım. Böylesi dilsiz, Türkçeleşmiş Arapça öğretmenleri adına utandım. 

Bitiriyorum. 

Notumun sonucu mu, şudur: Dil mi, öğreneceksiniz? Örneğini verdiğim, bazı dilsiz Türkçe öğretmenlerin tersini düşünün, tam ve doğru bir dil öğrenirsiniz. 

31 Ağustos 2014 Pazar

Dil üzerine: Soru cevap...





Faiz Cebiroğlu


Dil üzerine, iki kitap yazdım. Hâlâ yazıyorum. Dil üzerine yazmak, bitmez. Toplumsal bir fenomen olarak dil, hem insanları hayvanlardan, hem de bağrında, pedagojik ve psikolojik özellikler taşıdığı için de, dil üzerine yazmak, bitmez. Bu yazım, yine okuyuculardan ve özellikle iki dilli ailelerden gelen ”dil sorularına” verdiğim cevap yazısı olacaktır.

Dil üzerine gelen sorular, şunlardır:

Soru 1: Benim anadilim Kürdçe, Türkiye'de, okullarda, çocuklarımıza Türkçe öğretiyorlar. Bu durumda, çocuklarımla hangi dille konuşmam gerekiyor?

Cevap 1: Çocuklarınla, hiçkuşkusuz, anadiliniz ile, Kürdçe ile konuşacaksınız. Anadil, anadildir. Kimliğinizdir. Zira, bizler, anadili ile kendimizi, çevremizi ve duygularımızı ifade edebiliriz. Çocuklarınıza, Kürdçe ile değil de, Türkçe ile konuştuğunuz zaman, ne duygular ifade edilebiliyor ne de öz-kimlik ortaya çıkıyor. Yarı Kürdçe – yarı Türkçe diye bir dil yoktur. Yarım dil yoktur. Anadili vardır. Anadilini öğrenen çocuk başka dilleri de rahatlıkla öğrenir. öğreniyorlar. Onun için, çocuklar için, en önemlisi , duyguların dili, anadilidir. Sorunuz bağlamında cevabım: Kürdçedir.

Soru 2: Anadilim, Arapça, çocuklarıma Türkçe, ingilizce ya da Farsça öğretmek istiyorum. Çocuğuma birden fazla dil öğretmek mümkün mü?

Cevap 2: Ailede, kaç dil konuştuğunuzu bilmiyorum. Anadiliniz, Arapça diyorsunuz. Diyelim ki, çocuğun babası, anadili Farsça. Bu durumda, çocukla; Ana: Arapça / baba da Farsça konuşursa, çocuk ta sorunsuz bir şekilde iki dili de öğrenir. Burada önemli olan, çocuğa öğretmek için seçtiğimiz dillerdir. Dil seçimi, seçimdir ve seçilen dilde ısrallı olmak gerekiyor. İki de bir, dil değiştirip, çocuğa dil öğretmek, doğru değildir. Dilsel açıdan da mümkün değildir. Psikolojik açıdan da, çocuk, kendini güvensiz, ezik ve dilsiz hisseder. Bu açıdan, seçtiğiniz dillerde, ısrarlı olmak önemlidir. Dilleri birbirine karıştırarak, çocuğa dil öğretmek, doğru değildir.

Soru 3: Çocuğuma anadilini öğretmek için ne yapmam gerekiyor?

Cevap 3: Çocuk doğar doğmaz, onunla, anadiliniz ile, konuşmaya başlayacaksınız. Konuşurken, çocuğa bakarak konuşmak çok önemlidir. Çocuk, daha küçükken, çocuğun vücut diline bakarak, çocukla iletişim kurmaya çalışmak gerekiyor. Bu, bir.

İkincisi, çocuk geliştikçe, kendisi için önemli olan ya da ”temel ihtiyacı” olan konularda konuşmak için ilgisini gösterir. Gösterecektir. Böylesi yaş aşamasında, çocuğun baktığı, işaret ettiği her yeri sözlü dil ile ifade etmek çok önemlidir.

Burada daha önemli olan, çocuğun gelişim aşamasına göre, konuştuğumuz dildir. Belirli bir yaştan sonra, çocukla, ”bebek dili” ile konuşmak doğru değildir. Yanlıştır.

Çocuk, hangi yaştadır? Hangi yaşta ve ne tür bir iletişim? Bulunduğu yaşın dil seviyesi nedir?

Bu soruları gözönünde bulundurarak, çocuğun ihtiyacı olan dili, anadili öğretmek gerekiyor.

Unutmamak gerek; dil, önce, evden öğreniliyor. Evde, çocuklara dil modeli olan Anne ve babalardır.

Sonuç:

İnsanları, hayvanlardan ayıran dildir. Dil, en başta bir iletişim tarzıdır: Kendimizi ifade etmek içindir. Başkalarının ne söylediğini anlamak içindir.

Anadili, duyguların dilidir. Duygular ancak ve ancak anadili ile ifade edilebilir. Zira, insan, ilk öğrenilen anadili ile düşünür. Rüyalarını da bu dil ile görür. Kimliktir. Dil, kimliktir. En önemli dil, anadilidir.

21 Ağustos 2014 Perşembe

Hoşça kal, büyük şair..



Faiz Cebiroğlu
faizce@hotmail.com

Hoşça kal,  büyük Filistinli, devrimci, direnşçi şair: Semih El-Kasım. Aramızdan fiziki olarak ayrıldın ama Filistin için yazdığın direniş şiirlerin  yaşıyor, halklaşıyor... Şiirlerin, şu anda,  Gazze'de mukaveme oluyor. Şiirlerin, Mahmud Derviş ile bütünleşiyor: Kurtuluşa kadar direniş ve direniş oluyor.

75 yaşında, kansere yenik düşmeden önce yazdıkların daha da anlam kazanıyor: ”ukavumu, ukavumu, ukavumu / direnin, direnin ve direnin...!” Filistin halkı, direniyor. Filistin halkı, şiirlerinde verdiğin direniş damarı ile mukaveme oluyor.

Hoşça kal, direnişçi şairim; ölümden korkmadan aramızdan ayrıldın. Son el yazınla ölüme hem meydan hem de direnişçi damarını gösterdin:

أنا لا أحبك يا موت
لكنني لا أخافك

 ”Seni sevmiyorum ey ölüm / Lakin senden korkmuyorum!”

Hoşça kal büyük direnişçi, Filistinli şairim. Fiziki olarak ayrıldın ama direnişçi çizgin ve devrimci  şiirlerin,  Filistin'de yaşıyor ve Filistin özgür olacaktır...

Hoşça kal devrimci, direnişçi şaiirim;  seni, gazeteci, yazar ve şair Murat Altunöz'ün çıkarmış olduğu, DAR SOKAK dergisinde, benim çevirdiğim şiirle tekrar selamlıyorum:



Yarasalar (*)

Semih El-Kasım

”Yarasalar penceremde
Sesimi emiyorlar.

Yarasalar, evimin giriş kapısında
ve yarasalar gazete arkalarında
ve bazı köşelerde
Adımlarımı izliyorlar.

Başımın
Her kıbırdanışını izliyorlar.

Ve yarasal, iskemlede
Arkamdaki sokakta
beni gözetliyorlar.

Ve kitaplar üzerinde
Ve genç kızın bacağında...
ve de bakışlarımın hareketlerini izliyorlar.
İzliyorlar...

Yarasalar, komşumun balkonunda
Ve yarasalar elektronik cihazlar gibi
Duvarlarda saklı...

Ve şimdi yarasalar
İntiharın eşiğinde...

Ben se,
Gün ışığına bir yol kazıyorum!”

(*) Dar Sokak dergisi.  Sayı 3. Ekim 2008. Sayfa: 5


17 Temmuz 2014 Perşembe

Öfke üzerine belirlemeler (I).



Faiz Cebiroğlu
faizce@hotmail.com



Öfke, umuttur. Umut, öfkedir.

Öfke olmadan umut olmaz. Umutsuz öfke, hiç olmaz.

Öfke nedir?

Öfke, bana göre, içsel bir kudrettir. İnsanın derinliklerinde bir ateş gibi yanar. Derinliklerde ateş gibi yanan öfke, insanda bir denge, bir harmoni yaratıyor. Denge ve harmoni, öfke aracılığı ile, kendi sınırlarımızı tanımaya ve bilmeye vesile oluyor. Bu bağlamda, öfkeli olalım ve öfkeli olmaktan korkmayalım, diyorum. Öfkemiz, içte kalmasın, ezilmesin. Yani, öfkemiz, dışa vursun, demek istiyorum.

Öfkemiz, dışa vursun. İnsanın öfkesi, ezildiği zaman, insan vücudunda semptom (hastalık belirtileri) oluşuyor. Oluşan bu semptomlar, insan vücudunu, pasifleştiriyor. Uyutuyor.

Öfkemiz, dışa vursun, vücudumuz sağlıklı kalsın. Öfkemiz, dışa vursun, umudumuz canlı kalsın.

Dışa vuran öfke, umut içindir.

Öfke ve umut, burada, iç-içe geçiyor. Bileşke gibidir. Biri olmadan diğeri olmuyor.

Öfkesiz umut, olmaz. Umutsuz öfke, hiç olmaz.

Umutlu olmak için, derinliklerimizde bulunan öfkeyi, önplana çıkarmak gerekiyor. Dışa vurmak gerekiyor.

Öfkeler var...Öfkeler var. Geçmişte kalan öfkeler var. Yeni oluşan öfkeler var. Hepsi, öfkedir ve patlamaya hazır haldeler.

Geçmişe dair öfkelerin varsa, bunları derinliklerden hemen çıkar, dışa vur ve hemen patlasınlar! Bunlardan kurtul! Bu, vücudun tekrar bir dengeye, bir harmonik oluşuma ve kendi doğasına dönüşmesi oluyor. Öfke. budur.

Öfke, bir iç-güçtür. İç güç olan öfke, insanlarda bulunan en büyük değerdir. Bu değeri ”kalpten” ifade ettiğin zaman, umut, eşikte demektir.

Korkmadan, öfkemizi dışa vuralım.

Korku, öfkemizin dışa vuruşunu engellemesin. Korkup, öfkeyi içte ezmek, insani sorumluluklardan kaçmak, demek oluyor.

İç kudret olan öfkemizi, korkmadan ifade edelim. Umut içindir.
Öfke, umuttur.

Umut ta öfkedir.

Öfkesiz umut olmaz, umutsuz öfke hiç olmaz!