”Ben çocuklara inanıyorum.Bu yüzden umutluyum.Ben çocuklara inanıyorum.Bu yüzden de mutluyum!”

9 Nisan 2014 Çarşamba

Eylemsel Yetke – Faiz Cebiroğlu



Kitabın Künyesi:
Eylemsel Yetke / Pedagoji Yazıları - II
Yazar: Faiz Cebiroğlu
Yayınevi: Alter Yayıncılık. Ankara
Yayın Yılı: Mart 2014
Sayfa: 158
ISBN:978-605-4922-08-6
Türü: Pedagoji / psikoloji

Dili: TÜRKÇE








Önsöz – Faiz Cebiroğlu

     ”Pedagoji Yazıları’ma, klasik anlamda, makale denir mi? Benim yaptığım, pratiğin de verdiği motovisyon ile ezilenlerin pedagojisi yolunda, ”makale” değil, makale sıkmaktır. Bu anlamda, ben ”makale” yazmadım. Makale sıktım, diyebilirim.”


     Pedagojik Yazılar (2), bir önceki kitabımın, (Pedagoji yazıları (1) in devamı niteliğindedir. Birbirine bağlı olan bu yazıları, başlıklar altında, kısa ve öz bir şekilde okura sunuyorum. Kolaylık açısından, yazıları üç bölüme ayırdım: Birinci Bölüm: Dil, Kimlik Ve Eğitim. İkinci Bölüm: Duygulara Sahip Çıkmak ve Üçüncü Bölüm: Eleştirel Pedagojik Çeşitlemeler.

     Her zaman olduğu gibi, bu kitapta da, makalelerimi yazarkez, az ve öz bir şekilde yazmaya özen gösterdim. Makalelerimde, pedagojik olarak, vermek istediğim mesajı, açık ve net bir şekilde okura sundum. Her şeyin, birbirine karıştırıldığı bir Türkiye’de, en azından, pedagojik bazında, açık ve net olmak, tüm sosyalist eğitimcilerin görevi olduğunu biliyorum. İşte böylesi bir görevle, böylesi bir bilinçle  makalelerimi yazdım.

     Pedagoji Yazıları’ma, klasik anlamda, makale denir mi? Benim yaptığım, pratiğin de verdiği motovisyon ile ezilenlerin pedagojisi yolunda, ”makale” değil, makale sıkmaktır. Bu anlamda, ben ”makale” yazmadım. Makale sıktım, diyebilirim.

     Pedagoji Yazıları, evrensel sosyalist bir eğitim için ”sıkılan makaleler”dir. Sıkılan makaleler toplandı: Kitap oldu.

     Bu kitap, hem çocuklar, hem de yetişkinler içndir.

     Umudumuz, çocuklardadır. Bu yüzden, pedagojimiz, çocukları topyekûn olarak geliştirmek içindir.
    
Güvenimiz, çocuklardadır.

Tekrarlıyorum:

     Ben çocuklara güveniyorum. Bu yüzden umutluyum. Ben çocuklara inanıyorum. Bu yüzden de mutluyum.


Faiz Cebiroğlu
Şubat 2014




28 Mart 2014 Cuma

Eylemsel Yetke - Pedagoji Yazıları - II





Faiz Cebiroğlu: Eylemsel Yetke / Pedagoji Yazıları - II

Yayın Yılı: 2014
158 sayfa
Kitap Kağıdı
13,5x19,5 cm
Karton Kapak
ISBN:6054922086
Dili: TÜRKÇE

Alter Yayıncılık. 

12 Kasım 2013 Salı

Bana bir hikâye anlat!





Faiz Cebiroğlu

Herkesin anlatmak istediği bir hikâyesi vardır. Herkes, bulunduğu ve yaşadığı durumlara ilişkin hikâyesini anlatmak ister. Çocukların da hikâyesi vardır. Çocuklar da hikâyelerini anlatmak ister. Çocuklar da,  hikâyeleri sever. Çocuklar da, hikâye anlatmayı çok sever. Çocukların düş gücü harekete, çalışmaya başlar başlamaz, heyecan dolu bir dünyaya girerler. Çocukların bu hayal dünyalarında her şey vardır. Çocukların bu hayal dünyalarında,  iyiler ile kötülerin; güzel ile çirkinin iç resmi vardır.  Çocuklar böylesi anlatımlarda çocuk oluyor. Çocuklar, böylesi anlatımlarda büyüyor, kimlik oluyor. Kültür kimliği oluyor.

Çocuk, anlatılarda çocuk oluyor; çocuk, hikâyelerde büyüyor. Çocuk için, fantazi, kurgu ve yaratıcılık, anlatımlarda temel element oluyor. Bu bağlamda, ”bana bir hikâye anlat”,  pedagojide, dil için, kimlik için olmazsa olmaz bir prensip oluyor.

Hikâyeler, önemlidir. Çocuk hikâyeleri  çok önemlidir.

Pratikten çıkan deneyim ve örnekler vardır: Çocuk hikâyeleri ya da anlatımları; hikâyedeki resmi, olduğu gibi, dışa vurmaktır. Hikâyeler, genellikle sözlü ve  resimlidir; hikâye, anlatımın iç-resmini dışa vurmaktır. Herkes için ve çocuklar için de hikâye budur. Hikäye, kelimelerle,  içsel resimler yaratmak ve iletmek demektir. Bu, herkes için, çocuklar için, anlatım sevinci oluyor. Kültür oluyor.

Kelime, hikâyelerdeki iç- resim, ses ve vücut dili, çocukların iç dünyasının dışa vuruşu oluyor. Bu vuruşlarda, sorunların üzerine gitmek vardır. Bu vuruşlarda, araştırma ve ihtilafların çözümü için tahliller vardır. Önemlidir.

Hikâye, anyı zamanda, anlatım sevincidir. Fantazi ve hikâyedeki iç-resim, anlatımın bir başka yönüne  işaret ediiyor. Çocuk, dilsel olarak ta bu anlatımlarda  çocuk oluyor. Anlatımla yapılanma, topyekûn büyüme, bu olsa gerek, diye düşünüyorum. Bana bir hikâye anlat, bu anlamda, dil için, pedagoji için, ihmal edilmemesi gereken bir prensip oluyor, diyorum. Not ediyorum…

Doğru, internet dünyasıyla birlikte, Türkiye’de ve tüm dünyada,  başlayan okuma ve anlatım düşüşü vardır. Bu bilinçle, buna dikkat çekmek, eğitim merkezlerinde, hikâye ve anlatım düşüşün,  insan gelişimi için, kültür için büyük bir kayıp olduğunu sürekli tekrarlamak, en büyük sorumluluk ta oluyor.

Bu bağlamda, ”Bana bir hikâye anlat”gibi kampanyalarla, okullarda ve değişik atölyelerde, hikâye anlatımını teşvik etmek; anlatılan hikâyeleri, iletişim araçları ile başkalarına ulaştırmak ve bunları kuşaktan kuşağa aktarmak, dil için, kültür için, çocuk kültürü için, kimlik için olmazsa olmaz bir görev olduğunu, hep tekrarlamak gerekiyor.

Hikâye anlatım yerleri değişiktir. Değişik eğitim merkezleri vardır. Okuma ve anlatma atölyeleri vardır. Hepsi önemlidir. Son yıllarda, çocuklar üzerinde yaptığım araştırmalarda, çocuk anlatımları, hikâyeler, genellikle drama ve oyun gibi aktivitelerde anlam kazanıyor. Özellikle ”rol oyunları” hikâye anlatımı üzerinde inşaa ediliyor. Böylesi ”rol oyunlarından” kalkarak, her alanda, hikâye anlatım projeleri yapmak ta mümkündür.

Evet…Çocuk, anlatımlarda, diline, kültürüne ve kimliğine sahip çıkıyor. Çocuk, anlatımlarda büyüyor. Dil, kelime hazinesi, kavram, fantazi…hepsi anlatımlarda gelişiyor. Anlatımlarda gelişen sözlü dil, yazılı dil için de merkezi bir öneme sahip  oluyor.

Hikâyelerde, yalnızca sözlü ve yazılı dil değil, anlatılarda, sosyal yetenek, öz-güven ve öz-değer de gelişiyor.

Hikâye, anlatım… ilerde,  dünyamızı kelimelerle fethedecek çocuklar için de en büyük bir projedir.

Projemizin sloganı açıktır: Bana bir hikäye anlat!..

8 Kasım 2013 Cuma

Değerler…


Faiz Cebiroğlu

Değerlerden bahsediyoruz. Olumlu değerlerden söz ediyoruz. Bizleri ileri,  daha ileri götüren değerlerden söz ediyoruz. Pedagojimizin olmazsa olmaz yönü budur ve  bu olmalıdır: Değerlerdir. Pozitif değerlerdir.

Biliniyor, toplumsal yaşam karmaşık ve çok yönlüdür. Değerler de,  toplumsal yaşamın değişik cephelerinde kendini gösteriyor. Bu cephelerde anlam ve önem kazanıyor… Politikaya dair değerler; devlet – demokrasi, örgüt ve örgütsel yapılar. Toplumsal yapı çerçevesinde, iş ve iş bölümü, aile içindeki değerler: çocuk yaşamı ve yetişme tarzı. Dünden bugüne, bugünlerden yarınlara aktarılacak değerler. Pedagog olmak, bu perspektiften yola çıkmak oluyor. Bu yoldaki, perspektifimiz, olumlu ya da olumsuz değerleri ortadan görmek oluyor.

Pedagojinin teorisi de budur: Görmektir! Yanlış ile doğruyu görmektir. Bu da bir ahklaktır. Ahlak, pedagojide en önemli değer oluyor. Pedagojide ahlak, iyi olan nedir? Kötü olan nedir? Sorularına verilen cevap oluyor.

” Birbirimize destek vermek ve dayanışmada bulunmak, çok değerlidir!”

” Çocuklarımızı, sevgiyle, ihtimamla gelecek için yetiştirmek, çok değerlidir!”

Bu ve buna benzer pozitif değerler, birey için, toplum için ya da ideal olan toplum için önemli, pozitif değerler  oluyor.

Değerler vardır, değerler vardır. Negatif olan ve atmamız gereken değerler vardır. Pozitif olan ve sahip olmamız gereken değerler vardır. Pozitif değerler, yani bizleri ileri daha ileriye götüren değerler… bunları bir pedagog olarak, somut olarak, realize etmek istediğimiz değerlerdir.

Pedagojimizin eğitim merkezlerinde değerlerimiz çoktur, bazıları:

Demokrasi, ahlak, bilgi, sevgi, öz-duygu ve öz-güven, sorumluluk, empati, açıklık, hoşgörü, dayanışma, ortaklık, eşitlik, özgürlük, estetik,  doğruluk, güven, aşk…

Bu değerler, bu pozitif değerler, pedagoji eğitimin olmazsa olmaz normları oluyor. Bizler, bunları, yaşadığımız alanlarda herkese ve özellikle çocuklarımıza,  ulaştırmakla yükümlüyüz.

Bu, pedagojik anlamda, bir ahlaksal duruştur. Değerlerimiz bu bağlamda, iyiler ile kötülerin ayrışması oluyor.

İyi olan ne? Kötü olan ne? Bu sorunun cevabı, değerlerde anlam kazanıyor.

Buraya kadar bir nokta açıktır: Değerler, normlar… davranışımızla iç-içe geçmiştir.

Bu perspektiften bakarak; öğle bir zaman gelir ki, bazı değerler kaybolur, erir, gider. Böylesi zamanlarda ve ortamda temel olan,  pozitif değerlerimize sahip çıkmak ve bunun kavgasını  her alanda ve şartta yapmak , savunmaktır.

Pozitif değerlerimiz neden ve niçin yok oluyor? Kimler yok ediyor?

Böylesi basit sorulardan kalkarak, bizleri, ”ileri,  daha ileriye” götürecek değerlere sahip çıkmak ve bunun kavgasını vermek te mümkündür…

Değerler, hem pedagog olarak, hem de birey olarak davranışlarımızın bir aynası oluyor. 

Toplumda,  bir değer olarak,  neyim? Birey olarak, kimim?

Pedagoji, bu sorulara verilen yanıttır. Pedagoji, bu anlamda, değerlerin bilimidir.

Pedagoji, değer, norm ve davranış: eylemsel yetkeli, ahlaklı insanı yaratmak demektir.

Padagoji kavgamız, değerlerle yüklü, zengin bir insanı yaratmak içindir.

Ezilenlerin pedagojisi ve değeri de budur!

19 Ekim 2013 Cumartesi

Kürtçe, pazarlık konusu yapılamaz!

Faiz Cebiroğlu

Dil, bir insan hakkıdır. Kürtçe, Kürtlerin hakkıdır. Dil, pazarlık konusu yapılamaz. Kürtçe, pazarlık konusu yapılamaz. Türkçeden çok zengin olan Kürtçeyi pazarlık konusu yapmak ve buna alet olmak hem insan haklarına, hem de Kürtlere hakarettir. Kürt yazarlar, aydınlar, pedagoglar ve bu alanda ilgilenen  siyasetçiler ve diğer uzmanlar, bunca kavgadan ve mücadeleden sonra, hâlâ, Kürtçe, “seçmeli ders olsun mu, olmasın mı?” gibi ikilemlerde durması ilginçtir!

Kürtler için, “seçmeli dil” ya da “ecnebi dil” olması gereken, gerçekte, Türkçedir. Bu alanda uğraş veren dostlarımız bunu yüksek sesle dile getirmemeleri gerçekten ilginçtir!

Yurt-dışında, Avrupa ve Kuzey-Avrupa’da onlarca Kürt pedagogla tanıştım. Onlarla,  Kürtçenin ve Kürt çocuğun yeniden yapılanması üzerine tartışmalarımız olmuştur. Hepsi Kürtçenin gelişmesinden yana, hepsi Kürt çocuğun pedagojik yapılanmasından yanadır. Bu dostlarımız, artık, Kürdistan sahasında kendilerini somut olarak göstermeleri gerekiyor. Kürtçe dili ve önemi üzerine, artık, bu uzman arkadaşlarımızın da  söz hakkı olmaları gerekiyor. Bu uzman dostlara, yollar ve kapılar hemen açılsın diyorum. Kürtçeyi ve Kürt çocuğunu kurtarmak buradan da geçiyor.

Böylesi çalışmalar olması gerekiyor. Bu önemli girişimlar ihmal edilmemesi gerekiyor. Kürtçe, Türkiye’de silinmak istendi. Silemediler. Mazlum Doğan, Diyarbakır’da, o genç yaşında, hakimlere “dil dersi” verdiğini unutmamak gerekiyor. Bu eylemsel ve söylemsel tarihi dersler olmasaydı, belki, bugünlere gelmezdik. Yıllar sonra bu dönülmez tarihsel aşamada, bu onlarca Kürt insanına bedel olan aşamada,  bir kaç Türk cahili ya da ebu-cahili bizlere, Kürtlere, Kürtçeyi, “pazarlık” konusu yapmasına fırsat vermeyelim.  Bunu her fırsatta redetmek gerekiyor. Red-ediyoruz!

Türkiye’de, 16 Eylül 2013’te, “yeni eğitim ve öğretim yılı” başladı. Ne oldu? Kürt temsilcileri ne yaptı?..Bir kaç gün proteso oldu. Boykot oldu.  Sonuç: Yine ezen ulusun diliyle, “Türkçe eğitim ve öğretim”; yine, Kürtlerin hakkı olan,  “Kürtçe eğitim ve öğretim yasak”.

İnsan hakkı olan Kürtçe eğitim – öğretimin yasaklanması, en ilkel ifadeyle, dünyada nesli tükenmiş bir ırkçılıktır. Bu nesli tükenmiş, Türk – islam ırkçıları ile, insan hakkı olan  Kürtçeyi, “pazarlık konusu” yapmak, yalnız Kürt halkı ve diline değil, dünyada tüm dil savunucularına karşı da bir hakarettir. Buna son verelim. Vereceğiz. Mecbûruz!

“AKP’nin Açılımı” adı altnda, Kürtçenin ve Kürt çocuğun gelişmesi ve yapılanmasına engel tıkayanlara son vermek gerekiyor. Kürdistan’ın  geleceği, yapılanması ve gelişmesi, Kürtçe ve Kürt çocuğundadır. Bu konuda uzman olan arkadaşlarımız var. Böylesi çalışmalar, hiç gecikmeden pratiye, Kürdistan sahasına indirmek gerekiyor. Kürt pedagog arkadaşlar, Kürdistan’da, Kürtçe dili ve Kürt çocuğun bilimsel yapılanması için, nasıl bir alt yapı hazırlanır? Sorusunu sormalı ve cevabını, Kürdistan sahasında eyleme geçirmelidir-ler.

Unutmamak gerekiyor; Kürtçeyi, pazarlık konusu yapanlarla “pazarlık” yapılamaz. İnsan hakkı olan dil, pazarlık konusu yapılamaz. Kürtçe, pazarlık konusu yapılamaz. Dil üzerinden, insan hakkı olan Kürtçe üzerinden pazarlık yapanlar, kendileri,  pazarda kurbandırlar. Kürt yazarlar, Kürt çizerler, Kürt aydın ve pedagoglar, bunun bilincinde olarak, Kürtçeyi, “pazarlık konusu” yapanlarla, dil katliamcıları ile,  saflarını ayırmalı, Kürt hakkı olan Kürtçenin ve Kürt çocuğun topyekûn gelişmesi için yorulmak bilmez bir mücadele yürütmelidirler…

Dil, insan hakkıdır. Kürtçe, Kürtlerin hakkıdır.

Dil, pazarlık konusu yapılamaz. Kürtçe, pazarlık konusu yapılamaz!

14 Ekim 2013 Pazartesi

Öğrenim ve öğrenimin odak noktaları(*)



Faiz Cebiroğlu

Çocuk gelişiminde, üzerinde önemle durduğumuz konu, öğrenim planları ve bu plan çerçevesindeki öğrenimin  temel odak noktalarıdır. Evrimsel bir süreç içerisinde oluşan bilgi, beceri gibi değişimler, çocuğun bireysel, sosyal ve tüm alanlardaki gelişimin bir niteliksel ifadesi oluyor. Bu niteliksel ifadeler,  gelişim sürecinde, eylemsel yetkeli süreçte şekilleniyor. Öğrenim ve öğrenimin odak noktaları burada, bu süreçte anlam kazanıyor.

Çocuğun bulunduğu aşamaya göre, gelişim aşamasına göre,  öğrenim sürecin yarattığı ve yaratacağı değerler vardır. Bu yazıda,  3 – 6 yaş evresi için sınırlandırdığım bu öğrenimin değerleri üzerinde kısaca durmak istiyorum:

Deneyim, çocuğun yaşadığı dünyayın önemini anlama ve kavramaya imkan verme süreci.
Kimlik gelişimi, çocuğun kendini tanıması ve bilmesi; ben kimim? sorusuna cevap bulması ve öğrenmesi süreci.
Pratik, deneyimlerle, eylemsel temrinlerle, çocuğun yaşadığı dünyayı işlemesi ve tanımaya başlaması süreci.
Katılım, çocuğun başkalarıyla birlikte yer alarak sosyal yeteneğini geliştirmesi süreci.

Altı aylık ya da yıllık planlar çerçevesinde hazırladığımız bu öğrenim cedveli, pratikte anlam kazanıyor; belirli bir süreç içinde de öğrenimin odak noktaları  açığa çıkıyor. Odak noktaları genellikle altı yöne çevrilmiştir:

1- Dil: Çocuğun kendini anlamada ve tanımada temel araç dildir. Kimliğin yaratılması ve  çocuk kültürün taşınmasında ve iletilmesinde temel araç dildir. Bu bazda, dilin gelişimi için yaptığımız çalışmalar büyük önem taşıyor. Çocuğun gelişim evresine göre planlanan oyun ve aktiviteler… Ya da projeler: Değişik temalar, örnek olsun, devinim, doğa, estetik gibi konularla çocuğun dilini geliştirmesi için yoğun çabalar gösterilir. Bu dilsel sürecin niteliksel değişimi, çocukta şöyle anlam ve güven verir / veriyor:

” Ne dediğimi  ”duymadan”,  ne söylemek istediğimi ifade edemem!”

2- Sosyal yetenek: Çocuğun toplumda başkalarıyla birlikte yer alabilme yeteneği. Burada, empati kavramı üzerinde yoğunlaşarak, çocuğun duygularını ifade etmesi, iyi arkadaş olmanın ne demek olduğunu;  başkalarına gösterilen ilgi ve yardımın ne olduğu gibi ipuçlarından kalkarak, çocuğun sosyal yeteneğini geliştirmenin yolları açılır. Sosyal yetenek gelişimini desteklemenin temel noktaları var:

-         İçinde bulunduğu gurubun bir üyesi olduğunu bilme.
-         Sırası gelinceye kadar, başkalarını dinlemeyi öğrenme.
-         Başkalarıyla birlikte oyun oynama yeteneği.
-         Başkalarını dikkate alma.
-         Sorumluluk kabül etme
-         Gurup içerisinde çıkan ihtilafları çözebilme yeteneğini alma /sahip olma.

Bu sürecin temel değeri:

”Birbirimizi dinliyor, farklılıklarla birlikte  büyük katılımların da  parçasıyız.”

3- Bireysel gelişim: Yine çocuğun bulunduğu gelişim evresine göre bireysel gelişim; özgüven, özdeğer, şahsiyet ve merak gibi alanlarda odaklaşıyor.

Özgüven, çocuğun kendine inanması, kendisine verilen bir görevi yapabilme güvenin oluşması.
Özdeğer, çocuğun kendini değerli bir yaratık olarak algılaması ve bundan sevinç duyması.
Şahsiyet, çocuğun kim olduğunu bilmesi, kendi karekterini tanıması ve kabül etmesi.
Merak, çocuk açık, ilgi duyan ve merak eden bir  yaratık olması.

Bu sürecin sonucu:

”Ben buyum ve bireysel gelişimim budur.”

4- Doğa: Çocuğun doğayı tanıması; doğada yer alan bitki ve hayvanlara ilişkin bilgi sahibi olması ve doğanın insanlar için ne kadar önemli olduğunu kavramasıdır.  Çocuğun,  küresel çevreciliğin ne olduğunu öğrenmesi ve çevre bilincinin yükselmesi için çaba sarfedilmesi.

Bu öğrenim noktasının değeri:

”Sağlıklıyım, çünkü çevreme ve doğaya sahip çıktım.”

5- Kültürel ifade tarzları / değerler: Çocuğun duyuları ve ütopyası, oyun, şarkı, müzik ve atölyelerde değişik meteryalerle çalışılarak desteklenir. Bu aktiviteler aracılığı ile çocuk, demokratik kültürün sürecini tanıma, sorumluluk alma ve kendisi karar verme gibi değerleri öğreniyor.

Duyular ve ütopya,  genellikle, resim, boya, şarkı, dans, müzik gibi alanlarda kendini gösterir ve gösteriyor.  

Bu süreçten çıkan değer:

”Artık, nerede, nasıl, ne, kimle oyun oynayacağımı, ve hangi beceride yoğunlaşacağıma ”kendim karar verebilirim.”

6- Vücut ve devinim: Çocuğun kendini ve vücudunu tanıması. Sağlıklı yemek, sebze, meyva ve vücut için önemli olan devinim, hareketler.

3 – 6 yaşa uygun, vücudun devinimini  destekleyen spor aktiviteleri: oyun topları, koşu, ritimsel müzik, dans, oyunlar.

Çocuğun vücut gelişimi için önemli olan bilinçlenmeyi alması süreci, öğrenimin bir başka odak noktasını oluşturuyor.

Bu noktanın sonucu da:

”Güven doluyum, enerji doluyum, sevinçliyim. Çünkü çok sağlıklıyım.”

Evet…Pedagojide, değişik yaş gurupları için hazırladığımız öğrenim planları ve bu plandan çıkan odak noktaları bunlardır. Çocuğun, eylemsel yetkeli, topyekûn olarak gelişmesi yani ”kompetan” çocuk olması için öğrenime dair böylesi imkanların yaratılması pedagojinin olmazsa olmaz prensibidir.

---------
(*) Okur, ”Türkiye’de, bilimsel eğitim ve öğretimin yok edilmeye çalışıldığı bir dönemde, yazdıklarımın ne anlamı var? diye sorabilir.

Evet, Türkiye’nin şu anki eğitim haline bakarsak, okura, hak vermemek elde değil. Ama ben yazarken, ileriyi düşünerek yazıyorum. İlerde büyüyüp, Türkiye’de mükemmel öğretmen olacak çocukları düşünerek yazıyorum. Belki de daha doğmamış çocuklara yazıyorum.


18 Eylül 2013 Çarşamba

Yeni eğitim - öğretim yılı…




Faiz Cebiroğlu

Türkiye’de,16 Eylül,  2013 – 2014 yeni  eğitim – öğretim yılı başladı. Yine yüzbinlerce Kürt çocuğu kendi anadillerinde değil de, yabancı bir dille, Türkçe ile eğitim alacaklar; 1 milyona yakın Kürt öğrenci, ezen ulusun, ilhakçı ulusun dili ile Türkçe ile eğitim ve öğrenim alacaklardır. Bu, Kürtler için  zulümdür. İnsan hakkı olan anadili yasaklamak,  en büyük zulümdür. Artık, bu zulme dur demek, bu zulme başkaldırmak, Kürt halkı için en büyük devrimcilik olacaktır.

Dil kavgası, anadil kavgası bir kültür ve kimlik kavgasıdır. Dil, kültürdür. Dil ve anadil, kimliktir. Kimlik, ben kimim? Kime aitim? Sorularına verilen cevaptır. Anadilini, eğitim ve öğretim dili olarak kullanmamak,  kültürden ve kimlikten uzaklamak demektir. Dilini yani kimliğini yitiren Kürt ulusu zaten kendini kaybetmiş ve yitirmiş olacaktır.

Kürt öğretmenlerin, Kürt aydınların, Kürt yazar ve çizerlerin, Kürt siyasi hareketlerin… neden anadillerine sahip çıkmadıklarını; neden Kürt kimliği için mücadele etmediklerine hep hayret etmişimdir. Oysaki, anadil kavgası, aynı anlama gelmek üzere,  kimlik kavgası, bir halk için, bir ulus için en büyük devrimci kavgadır. Bu olmazsa olmaz , anadil ve kimlik kavgasının, Kürt öğretmenleri, Kürt aydınları tarafından ihmal edilmesini, gerçekten, anlamakta zorluk çekiyorum.

Bir yandan,  ezen  ve ilhakçı Türk ulusunun, Türkçeden çok daha zengin olan bir dili,  Kürtçeyi gasbetmesi, tutsak altına alması; diğer yandan, Kürt öğretmenlerin, Kürt aydınların kendi dillerine sahip çıkmayışları, bir halk için, Kürt halkı ve kimliği için çifte zulüm oluyor. Acıdır.

Acının acısı şudur: Kürtler, yine Türkçe ile  konuşacak,  Türkçe ile yazacak ve Türkçe ile birbirleri ile iletişim kuracaklardır. Kendi anadili ile değil de, ezen ulusun dile ile iletişim kurmak, çocuklarda  sosyal, bireysel ve psikolojik sorunlara yol açtığı bilinen bir gerçektir. Birinci noktadır.

İkinci nokta şudur: Kürt öğrencilerin, kendi anadilleri ile değil de, Türkçe ile eğitim ve öğrenim almaları, bu, Türkçe için bir amaç, Türkçe için bir form ve pratikteki dil kullanımları da gene Türk ve Türkçe olacaktır. Dilin amacı, formu ve kullanıcıları Türkçe olunca, kendi kültüründen, kendi kimliğinden uzaklaşmak ve Türkleşmek demektir.  Zulüm budur.

Bir düşünün; Kürt öğrencileri, okullarda,  sevdikleri Kürtçe hikayeleri,  Kürtçe fıkraları, Kürtçe şarkıları, Kürtçe oyunları  kendi anadilleri ile değil de, yabancı bir dil ile Türkçe ile yerine getirecekler. Bu da, çocuklarda büyük psikolojik sorunlarınların  doğması demektir.  Ben kimim, kime aitim? Kürt müyüm? Türk müyüm? ikileminde çocuk,  ezik ve belirsiz bir kimlik duygusuyla  kavrulup durması demektir.

Tüm bunlar açıkken; Kürt öğretmenlerin, Kürt aydınların, Kürt yazar ve çizerlerin, Kürt siyasi hareketlerin… neden anadile  sahip çıkmadıklarını anlamak, gerçekten,  mümkün değildir.

İnsan sormadan edemiyor: Kürt öğretmenleri, Kürt aydınları… neyin kavgasını veriyorlar?

Tarihten silinmek istenen bir halk için, anadil, kültür yani kimlik kavgasından daha önemli bir kavga mı var?
Üzerinde durulması ve yanıtlanması gereken sorular bunlardır.

Unutmamak gerekiyor; Kürtçe, yalnızca dağlarda, varoşlarda konuşulan bir araç değildir. Dil, toplumsal bir olgudur. Dil, siyaseti, iktisadi, kültürü, sanatı yani toplumsal yaşamın tüm yönlerini içeren bir araçtır. Peki toplumsal bir olgu olarak Kürtçe  bunlardan men edilmişse, konuşulan Kürtçenin herhangi bir anlamı kalır mı?.

Tüm bunlar varken ve açıkken, bir milyona yakın  Kürt öğrencisinin, eğitim ve öğretimlerini, hâlâ, Türkçe olarak almaları, bir halk için, Kürt halkı için büyük bir zulümdür.

Tüm bunlar varken ve açıkken, Kürt öğretmenlerin,  Kürt aydınlarının, Kürt siyasi temsilcilerinin   bu anadil zulmüne seyirci kalmaları; Türkçe ile eğitim ve öğretime,  razı olmaları bir başka zulüm oluyor.

Bir haftalık boykotla ya da göstermelik eylemlerle, Kürtçe özgürlüğe kavuşamaz.

Kürtçe özgürlüğe kavuşmadan Kürt insanın toplumsal kurtuluşu da sağlanamaz.

Kürt çocuklarına sevgi ile, Kürtçe eğitim ve öğretim alacakları günlerin umudu ile…